Bizi Twitter'dan takip etmek için: @sotatercuman
Çeviri arşivimize ulaşmak için tıklayın.


Roger Federer Bile Yaşlanıyor

Bu yazı ilk olarak 27 Ağustos 2016 tarihinde, New York Times'da yayınlanmıştır.


Bir çıt sesi duymuş. Roger Federer, 2016 sezonunun büyük bölümüne mal olan diz sakatlığını işte böyle fark etmiş. Tam da kızlarına banyo yaptırdığı sırada… Tabii, Roger Federer söz konusuysa bunun muhteşem bir banyo olduğunu, hatta tüm zamanların en iyi banyosu olduğunu; sıcaklığın mükemmel bir biçimde ayarlandığını, baloncukların kusursuzca uçuştuğunu ve lavanta kokusunun her yanı sardığını da hayal etmek zorundayız. Sonuçta, öylesine birinden değil Roger Federer’den bahsediyoruz.

8 Eylül 2016 Perşembe Leave a comment

Anthony Davis'in Hızlı Yükselişi


Bu yazı ilk olarak 5 Aralık 2014 tarihinde Sports Illustrated'da yayınlanmıştır.
Anthony Davis profesyonel basketbol kariyerinin en iyi performansını sergilediği maçın ardından New Orlenas’a döndüğünde, hiçbir yakınının maçı izleyemediğini öğrenecekti. Fox Sports’un yerel yayın organı, sezon içerisindeki 77 Pelicans maçını programına almasına rağmen 22 Kasım’daki Utah maçını es geçmişti. Kolej futbolu heyecanının şehri saracağı bir Cumartesi akşamı, vasat bir rakiple oynayacakları maç, yayıncının ilgisini çekmemişti. League Pass sahipleri Davis’in 43 sayı 14 ribaundla Utah’ı paramparça etmesini izleyebilmişti ama standart kablo TV üyeleri şansına küsmek zorundaydı. Sonraki sabah, aralarında berberinin de bulunduğu birkaç New Orleans’lı arkadaşı Anthony Davis’i arayıp nasıl bir maç kaçırdıklarını ve yakalayabilecekleri bir tekrar olup olmadığını sordu. Davis zaten maçı tekrar izleyip video üzerinden çalışma yapmayı planlıyordu, arayanlardan bazılarını Metairie’deki evine, kendisiyle beraber maçı seyretmeye davet etti.

Misafirler oturma odasında bulunan L koltuğa oturup, arkadaşlarının önceki gece sunduğu basketbol resitaline tanıklık ettiler. Panyadan çemberi bulan hareketli şutlar, orta mesafeden floater’lar, el üstünden jump shot’lar, güçlü smaçlar. Davis muhteşem ilk adımıyla Enes Kanter’i perişan etmişti. Müthiş bir blokla Alec Burks’ü parkeye yapıştırmıştı. Hızlı hücumlar başlatmış, alley-oop’lar bitirmiş, bir pozisyonda üst üste dördüncü hücum ribaundunun ardından takip smacını vurmuştu. Bu gibi manzaralar, Anthony Davis’in zamanında (yani milattan sonra 2014’te) oynanan  NBA maçlarında sıklıkla görülüyordu aslında. Davis’in farkıysa bütün güçlerini 48 dakikalık paketler halinde sergilemeyi alışkanlık haline getirmiş olmasıydı.

Konuklar görüntüleri hayranlıkla izliyordu. Ama ev sahibi hiç etkilenmiş gözükmüyordu. “Böyle bir durumda ne denir ki” diyor Davis. “Beyler bakın,  o pozisyonda nasıl yapmışım ama, süperim di mi?!”  Sözlerinin ardından kafasını iki yana sallıyor.

Ancak üçüncü çeyreğin bitimine beş dakikadan biraz fazla süre kalmışken, Davis’in gösterişli kaşları şaşkınlıkla kalktı. Utah’lı oyun kurucu Trey Burke, dört numara Trevor Booker’la sağ taraftan bir ikili oyun başlatmış, Burke perdenin yanından geçerken Davis de oyun kurucuya yaklaşmıştı. Burke tam o anda sağ dirsek hizasından Booker’a pası çıkarmış, Davis’in uzun kollarının arasından geçen top potaya doğru yönelen Booker’ı bulmuş ve Utah’lı oyuncu kolay bir smaçla pozisyonu bitirmişti. Davis, konuklarının itirazlarına rağmen görüntüyü durdurup videoyu geri sardı. Orada bulunan Pelicans’ın çaylağı Russ Smith yaşananları çok güzel özetliyor: “Onlar smaçları, o ise hatalarını görmek için oradaydı.” Davis görüntüyü tekrar tekrar başa sarıyordu: “Savunmada boyalı alanı kapatmaya çalışıyorduk. Ama ben topu çalmak için risk alıp fazla dışarı çıktım. Booker da bu sayede arkamdan dolandı.”

NBA birkaç yılda bir, olağanüstü yetenekli ve akıl almaz derecede kararlı bir dehayı dünyaya armağan eder. Arkadaşlarının deyimiyle Ant (karınca) -ki hayli tutarsız bir lakap- 2.08 boyunda ve 110 kilo (ben bunu söylerken “Şu an 122’yim” diye düzeltiyor), Yao Ming’den uzun kolları ve sahayı bir çizgi film karakteri kadar kolay geçmesini sağlayan saçmalık derecesinde büyük adımları var. Kevin Durant’i yaratan tanrının biraz daha yaratıcı olmaya karar vermesiyle ortaya çıkmış gibi gözüküyor. Takım arkadaşları, onu plastik bebeklere, pogo çubuklarına ve diğer başka elastik oyuncaklara benzetiyorlar. “Topu potanın en tepesinden sektirerek bile atsam yakalabiliyor” diyor Jrue Hoiday. NBA cambazlar, akrobatlar ya da yükseklerde uçan oyuncular açısından hiçbir zaman yokluk çekmedi ama Davis gibi post-modern bir dev ilk defa görülüyor. Genç yıldız topu bacaklarının arasından geçiriyor, tek ayağıyla yükselip geriye çekilerek şutlar sokuyor ve aynı rahatlıkla rakip atışları tribünlere gönderiyor.




Onun oyunu sanatla ekonominin bir karışımı. Lebron James yeniden Cleveland’ın havasına alışmaya, Durant yine bir sakatlıktan kurtulmaya çalışırken Davis sezonun ilk ayı boyunca ligin en iyi oyuncusu olarak parladı. Bu yazının yazıldığı haftanın sonu itibariyle sayı, ribaunt, top çalma, blok ve saha içi isabet yüzdesi istatistiklerinin hepsinde ligin en iyi 10 oyuncusu arasındaydı. Basketball-reference.com’a göre Oyuncu Verimlilik Oranı (PER) 33.3’le lig tarihinin en iyi ortalamasına doğru gidiyor. Pelicans koçu Monty Williams “Kötü bir şut atması mümkün değil” diyor. Davis uzun kolları sayesinde sıkışık oyunda geriye çekilerek attığı şutlarda bile potayı rahatlıkla görüyor ve, unutmayalım, tüm bunları repertuvarında bir imza atış olmadan yapıyor. Kings pivotu Ryan Hollins açıklıyor: “O, Kobe veya Carmelo gibi belli bir savunma planı yapıp “Topu bu bölgede alırsa kesinlikle sayı yeriz” diyebileceğiniz bir oyuncu değil. Rakibi tek bir noktadan değil, her bölgeden vuruyor.”

Davis 21 yaşında. Lige geldiğinden beri kimsenin inanamadığı ama herkesin bildiği bir gerçek bu. Anthony “Brow” Davis’in hışmına uğramış bir forvet herkesin aklındakini dile getiriyor: “Benle taş*k mı geçiyorsunuz yahu? Bu çocuğun doğum belgesini görmek istiyorum!” Davis’in dönüşleri ve cut’ları yüzünden püreye döndükten sonra başka bir şey düşünmek zor. 

Diğer yandan, Karınca çoğu açıdan yaşının gerektirdiği gibi davranıyor. Takım arkadaşı Smith’le çizgi film karakterleri çiziyor (Russ geçen SpongeBob’u çizdi, çocuk oyuncağı... Ben Rugrats’den Dil Pickles’ı seçtim.”), takım arkadaşlarına illüzyon numaralarıyla süslü gösteriler yapıyor (“Eskiden hep David Blaine ve Criss Angel’ı izliyordum.”) ve maç öncesi yemeği tortellini ve tavuk göğsünü “double-double” lakabıyla anıyor (“Şefim bugünlerde triple-double üzerinde çalışıyor” diye de ekliyor.) Davis, New Orleans’ın kendisini Kentucky’den draft ettiği 2012 yılından bu yana şehrin en havalı muhiti Bourbon Caddesi’ne bir kere bile gitmediğini, kentin kallavi sandviçleri po’boy’ları şekilli İtalyan pizzalarına tercih ettiğini söylüyor. Şehrin prestijli mekanlarından Mellow Mushroom’da geçen yıl yediği bir akşam yemeğinden sonra, restoran müdürü Davis’i mutfağa davet etmiş. Genç yıldız içeride çalışanlara bakmak yerine yemeklerin yapımına yardım etmeye başlamış.

Oysa diğer açılardan o,  21 yaşındaki bir Tim Duncan’dan farksız. Önceki yaz İspanya’da oynanan FIBA Dünya Kupası’nda ABD formasıyla altın madalyayı boynuna geçirdikten 48 saat sonra, Pelicans antrenman tesislerine dönmesi bunun bir göstergesi. Takım arkadaşları onu çalışırken görsün diye antrenmanlarından önce salonda tek başına çalışmaya başlaması veya molaların ortasında durup dururken “Hayatım boyunca bu işi yapmak istedim ve şu an yapıyorum, inanılmaz değil mi” gibi duygusal açıklamalar yapması da öyle. Bazıları bu hallerine yan yan bakıyor ama 90’ların sonunda San Antonio Spurs forması giymiş koçu Williams onlar arasında değil: Duncan da maçın ortasında takım arkadaşlarının kulağına eğilir şöyle fısıldarmış, “Lan oğlum, bu işi yapalım diye para alıyoruz!”

NBA’in bir sonraki süperstarı olmak, Davis’in nihai kaderi gibi gözüküyor ve bunun tek sebebi fazlasıyla uzun uzuvları değil. Pelicans analistleri, Davis’in sadece bireysel aktivitesi ve zekasıyla maç başına 10 sayı ürettiğini hesaplamışlar. Bu hesabın içinde yalnızca hızlı hücumlar, rakipleri durduğu anda yaptığı cut’lar, boş alanlar bularak ve ortadaki toplara atlayarak bulduğu sayılar var. Takım arkadaşı Ryan Anderson özetliyor: “Savunmayı okuması, zamanlaması, fiziği, vücudunu her zaman belli bir amaca yönelik hareket ettirmesi. İşte o, tüm bunlar sebebiyle özel.”




“Anthony Davis korosunun” sesi gün geçtikçe gürleşiyor, üyelerinin sayısı gittikçe artıyor. Her yıl yapılan sezon öncesi anketinde, genel menajerler bu yıl yeni bir franchise kuracak olsalar, seçecekleri ilk oyuncunun James olacağını söylediler, ikinci sırayı ise Davis ve Durant paylaşıyordu. Popüler basketbol bloglarından Friendly Bounce, Davis’in dehşet verici performanslarını daha iyi takip edebilmek için Anthony Davis Alarmı’nı devreye soktu.  ESPN geçtiğimiz günlerde başka bir Pelicans maçını daha yayınladı. Davis eskiden sokakta gezerken sadece çocuklar etrafında toplanırmış. “Sana hayranım ama annem kim olduğunu bile bilmiyor” sıklıkla duyduğu bir cümleymiş. Oysa şimdi ebeveynler de imza için önünü kesiyor. Pelicans organizasyonu bu yılki yeni güvenlik protokolleriyle yıldızının güvenliğini ligin seçkin oyuncularıyla aynı standarda çekmek için gerekli ayarlamaları yaptı. Davis yeni bilardo masasının da katkısıyla artık evde daha çok vakit geçiriyor.

Davis’in henüz play-off’a gidememiş olması ve bir sezon daha gidememesi ihtimali ise pek önem taşımıyor. O şu an, beş yıl önce Durant’in; 10 yıl önce James’in bulunduğu o rahat konumun keyfini çıkarıyor. Henüz kimse “ne kadar ölümcül bir oyuncu olduğunu” ya da “büyük hedefe ne zaman ulaşacağını” sorgulamıyor. Enerji içeceği reklamları, özel tasarım spor ayakkabılar, büyük anlaşmalar... Hepsine sıra gelecek. Şu an herkesin saygı duyduğu bir figür olmak onun için yeterli bir başarı: “Olmak istediğim oyuncuya dönüştüğümü fark ettikçe yüzüme bir gülüşeme yayılıyor. İnsanlar gelmiş geçmiş en iyi oyuncuyu tartışırken adımın geçmesini istiyorum. Ama daha o noktanın yanından bile geçemem. Yanından, bile, geçemem. Ama o noktaya çıkmak istiyorum.”

Amerika, Silikon Vadisi’nden spor dünyasına, sürekli anlık sansasyonlarla çalkalanan bir ülke ve çoğu zaman bu olayların öznesi, ani yükselişin getirdiği tuzaklara düşmekten kurtulamıyor. Davis onlardan farklı. O, bu tecrübeyi ilk kez yaşamıyor.

*


Davis Chicago’nun güneyinde, Derrick Rose’un müthiş penetresini geliştirdiği Murray Park’ın altı sokak ötesindeki bir evde büyüdü. Ama Davis’in ailesi bırakın yakınlardaki sahalarda basketbol oynamasını, evden çıkıp altı sokak öteye yürümesine bile izin vermiyordu. Evlerinin bulunduğu Englewood mahallesinde adeta devriye gezen çeteler ve uyuşturucu satıcıları çevreye korku salıyordu. Ailenin marangoz babası Anthony Davis Sr. iki oğlu ve kızı huzur içinde basketbol oynayabilsinler diye evlerinin arka bahçesine gerçek ölçülerine tamamen uygun bir basketbol sahası inşa etti. Havalar soğuduğunda da Anthony’nin adresi, amcasının sportif direktörlüğünü yaptığı St. Columbanus Okulu’nun spor salonuydu. Başlarda, mola sırasında etrafta koşuşturan ve zorlu şut denemeleriyle seyircileri eğlendiren küçük bir çocuktu. Zaman içinde daha önemli görevlere getirildi: Maç girişlerinde bilet kontrolü yapmaya, salonun kafeteryasında çerez satmaya, maç saatini kontrol etmeye başladı. Amcası bu işlerin karşılığında onu salonun anahtarıyla ödüllendirdi.

Okulun salonunda lise ve üniversiteli basketbolcular 3’e 3 maçlar yapıyordu. Aralarında, silahlı bir çatışmada abisini kaybeden Antwan Collins de vardı. “Ant’le o olaydan kısa bir süre sonra tanıştık ve nedense kendimi ona çok yakın hissettim. Basketbolda ne kadar iyi olacağıyla ilgilenmiyordum. Tek istediğim uzun ve güzel bir hayat yaşamasıydı.” Davis’ten 12 yaş büyük olan Collins, zaman zaman gece yarılarına kadar uzayan maçlardan önce ve sonra yeni arkadaşını evden alıp eve bırakmaya başladı. Collins, Davis’i korumak istiyordu. Kendisini geliştirmek için zorlanmasını ama asla gözünün korkmamasını istiyordu.

Davis de basketbolu çok seviyordu –köşelerden üçlük çalışmaları yapmaya bayılıyordu-  ama yetenek sıralamaları umurunda bile değildi. Sekizinci sınıf bittikten sonra AAU’yu bırakıp sadece 200 öğrencili ve salonu bile olmayan sıradan bir okula kaydoldu. Perspectives Lisesi’nin takımı Wolves okulun hemen yanındaki bir kilisenin basketbol sahasında antrenmanlarını yapıyordu ama orası da bir süre sonra okul kafeteryasına dönüştürüldü. Takımın koçu 25 yaşındaki Cortez Hale, elindeki kadroda da yedi oyuncu vardı. Hale’ın Perspectives’e geldiği ilk gün, okulun sportif direktörü ona aynen şunları demişti: “Takımda kavanoz dibi gözlük takan bir çocuk var. İleride iyi bir oyuncu olabilir.”

Hale’ın cevabı şöyle oldu: “Merak etme, göz kulak olurum.”


Davis’in ablasını bile yenemeyen 1.88’lik bir liseliden, yetenek sıralamalarının tepesini işgal eden 2.08’lik muhteşem çocuğa dönüşmesinin öyküsü uzun uzun anlatıldı zaten. Başlarda smaç basmayı reddetse de Davis yeni “büyüklüğüne” kısa sürede alıştı ama guard içgüdülerinden de vazgeçmedi. Ayrıca listelerin tepesine çıkması için birdenbire atan boyu da yetmeyecekti. Chicago Ligi’nin Mavi Klasmanı’nda (ki daha iyi takımlar Kırmızı Klasman’daydı) sayı krallığına yürüse de sezon bittiğinde yalnızca Cleveland State’den burs teklifi alacaktı. “Planım oraya gitmek, sonra da D-League’de ya da Avrupa’da, Çin’de oynamaktı.” AAU’nun ünlü programı MeanStreets’den deneme teklifi gelince, planlar değişti. Davis’in ilk antrenmanda gözü korktu, hatta eve dönerken babasına geri dönmeyeceklerini bile söyledi. Ama programın koçu Jevon Mamon’ın onu bırakmaya niyeti yoktu: “Ne diyorsun sen? Müthiş bir yeteneğin ve bir sürü farklı becerin var. Alıştığın ortamdan farklı bir yerde olabilirsin ama bize güven. Başarabilirsin.”

Davis, Nisan 2010’da MeanStreets’le ilk maçına çıktı. 19 yaşındaki basketbol scout’u Daniel Poneman da maçı izlemek için devre arasında salondaki yerini aldı. Bir el kamerasıyla maçı kaydetti. “Biraz abartıya yatkın olduğumu söyleyebilirsiniz ama daha önce görmediğim şeylere tanık oluyordum. Bir üçlük blokla, hücumu başlat, smacı bas, sonra başka bir hücum başlat, turnikeyi bırak. Poneman gözünü kamaştıran bu yetenekle maç sonrası röportaj (Davis o röportajda gelecekteki hedefi sorulduğunda “Lisede basketbol koçu olmak” diyordu) da yaptı. Sonra görüntüleri Facebook’a yüklemek için eve koşturdu. Elinde yeterince materyal olmadığı için (şu an Kansas’da oynayan) Jamari Traylor’ın görüntülerini de videoya ekledi ve “MeanStreets Monsters” adıyla internete yükledi. Poneman videoya bir sürü üniversite koçunun ismini de etiketledi, ertesi sabah çoğu ya aradı ya da mesaj attı. Hepsi aynı soruyu soruyordu: Gerçek mi lan bu görüntüler?




Anthony tek gecede ünlü olmuştu ve, bir anlamda, her şey değişmişti. Oyuncularına gösterilen ilgiden haberdar olduğunda, Perspectives’deki pek çok kişi isim benzerliği yüzünden bir karışıklık olduğunu düşündü. Anthony her şeye rağmen prestijli bir hazırlık okuluna gitmek yerine lisesinde kaldı. “Oyuncu değil de yardımcı koçlardan biri gibiydi.” Sahadaki yetenekli oyuncuları denemeye çağırıyor, takımdakilerin notlarını takip ediyor, antrenman kaçıranları paylıyordu. Davis’in eski takım arkadaşı Manuel Whitfield o günleri hatırlıyor: “O sezon daha agresif oynamam gerekiyordu. Anthony pota altında dikilir, defalarca üzerinden smaç basmayı denemem için beni zorlardı.” Teknik olarak Davis içeriden oynayan bir oyuncuydu ama Perspectives’de guard eksiği olduğu için topu zaman zaman rakip sahaya getirdikten sonra post’ta pozisyon aldığı da oluyordu. Hala üçlük çizgisinin dışına doğru çekiliyordu, antrenmanlarda üst üste üçlükler atmayı sürdürüyordu, hem de bazen sırt çantasını bile çıkarmadan.

Wolves’un sefil hali üniversite koçları arasında esprilere bile sebep olmaya başlamıştı: “Anthony’nin ilk yılında altı maç kazandılar” diyor John Calipari. “Son yılında kendilerini aştılar: Yedi maç kazandılar.” Diğer yandan, Davis belki de Oak Hill gibi bir basketbol ekolünde elde edemeyeceği bir özellikle kolej yolculuğuna başlıyordu: “Kaybetmek zoruma gidiyordu. Takımdaki elemanların çoğu oynamak istemiyordu, işler kötü gitti mi hemen üzerlerine atlardım. İyi bir lider olmaya giden yolun buradan geçtiğini biliyordum.” Eski takım arkadaşı Whitfield’ın Division III’de oynayan üniversite takımıyla 2.13’lük bir uzunu poster yaptığını haber veriyorlar. Gururlu bir ifadeyle alkışlıyor.

Davis yaşından beklenmeyecek biçimde nostaljik. Sosyal medyada takıldığı sırada mutlaka birileri çerez sattığı günleri hatırlatan bir tweet ya da MeanStreers Monsters videosunun linkini gönderiyor. Biraz eğlence, biraz da ilham için linki mutlaka açıyor. Önceki akşam bir maç yapmak için St. Columbanus’un salonuna gitmiş. Bu kez Collins’le aynı takıma geçip onlarca pick-and-roll yaparak oynadıkları ilk 7 maçı kazanmışlar.

Her akşam Davis’i izleyip, guard’lardan daha çabuk ve pivotlardan daha hızlı olduğunu görenler, beş yaşındaki bu üstünlük imajının onu yüreklendirdiğini düşünüyor. Onlardan biri de koçu Monty Williams: “Anthony karşısındaki bazı rakiplerin altıncı sınıftan bu yana sahip olduğu imkanların çoğuna sahip değildi. Her şey öylesine hızlı değişti ki... İnsanların geçmişte kendisi hakkında neler düşündüğünü kesinlikle unutmuş değil. Hatta, kendisini hala o günlerdeki gibi görmeyi sürdürüyor.”

*

New Orleans Saints’in Metairie’deki karargahı kupalarla, kasklarla ve futbol toplarıyla ışıldayan cam raflarla dolu ve o raflardan biri Saints’le tesisleri paylaşan Pelicans’a ayrılmış durumda. Rafta duran şey ise dört adet çok değerli pinpon topu. 2011-12 sezonunda isimleri hala Hornets iken sezonu 21-45’le bitirdiler. Cavaliers da aynı galibiyet oranıyla, en kötü üçüncü olarak sezonu bitirmişti. Hangi takımın lotaryayı kazanacak dört haneli kombinasyonu alacağını belirlemek için bir yazı tura atışı yapıldı. Cavs atışı kazandı, kaybetseler bugün Dion Waiters yerine Anthony Davis, Cavaliers’da olacaktı. Cleveland lotaryaya daha çok kombinasyonla girse de New Orleans asıl önemli olana, 4967 numaraya sahipti.

Genel menajer Dell Demps bir yıla yakın süredir, üniversitedeki ilk idmanından beri genç oyuncuyu takip ediyordu. Davis topu ilk eline aldığında kullandığı jump hook’u potanın üzerinden dışarı attı, diğer bir atışı panyaya nişanladı. Koç Calipari salonu inletti: “Bir daha post’tayken topu Davis’e atarsanız, hemen savunmaya koşun!” Davis utanmıştı ama motive de olmuştu. Yardımcı koç Kenny Payne’den jump-hook, drop step ve alttan geçme hareketleri üzerinde ekstradan çalışma yapmak için yardım istedi. Payne şaşırmıştı: “McDonalds’ı bırakıp biftek yemeye mi karar verdin?” Davis o yıl 14.2 sayı ortalamasıyla mütevazı bir sezon geçirdi ama Calipari’yi susturdu ve Wildcats’i Ulusal Şampiyona’ya taşıdı. “Beni şaşkına çeviriyordu” diyor Calipari. “Touch pass, soldan hook’lar, Ginobili turnikeleri...”

San Antonio’da oynadıktan sonra organizasyonda görev alan Demps ve Williams Spurs’ün Duncan etrafında kurduğu yapıyı çok iyi biliyordu. 2012’de Davis’e alan açmak için Anderson’ı, 2013’te ona pozisyonlar hazırlaması için Holiday’i, 2014’te savunmadaki yükünü azaltması için Ömer Aşık’ı takıma kattılar. Yaptıkları hamlelerin bazıları tartışmaya açıktı (Demps, Nerlens Noel’i seçebileceği bir ilk tur hakkını ve gelecekteki başka bir ilk tur hakkını Philadelphia’ya göndermişti.) Ama Pelicans geleceğe yatırım yapmak değil, kariyerinin en iyi dönemi Davis’le çakışacak yetenekleri bir araya toplamak istiyordu. Planlarını anlamak, zama zaman Davis için bile, kolay değildi. Örneğin, çaylak sezonunda koçu oynadığı süreyi kısıtlı tutmuş, maç sonlarında onu kenarda tutarak özgüvenini ve sağlığını korumak için elinden geleni yapmıştı.



Davis, New Orleans’a geldiğinde sadece 97 kiloydu, başka bir deyişle kendini taşıyacak hali bile yoktu. Takımın atletik performans direktörü Carlos Daniel tanıştıkları gün ona şöyle dedi: “Bol bol demir kaldıracağız, kardeş.” Daniel’in programı eski usuldü ama işe yaradı. Davis ağır çalışmaların ardından kolsuz tişörtler giymeye, salonun aynasından kendisine şaşkın bakışlar atmaya başladı. Çaylak sezonunda 113 kiloluk devleri devirmeye çalıştıysa da çabaları nafileydi. Güçsüz bir ağaç gibi dalları kırılıyordu. Williams’ın tavsiyesiyle bir yöntem belirledi: “Bak ve at.” Potaya yüzünü dönüp yükleniyor, sonra da şutunu atıyordu. Ama ikinci sezonla beraber artık post’ta da pozisyonunu koruyabiliyordu. Koçu şöyle dedi: “Artık kelepçeleri çıkarıyorum. Oynamak zorundasın.”


Kelepçesiz Davis, All-Star seviyesinde bir sezon geçirdi. Rakip pivotlardan çok daha hızlı olmasının yanında, dört numaraları itip kakacak kadar da güçlüydü artık. Dünya Kupası gelip çattığında 108 kilo olmuştu. Turnuvayı adeta bir kostümlü prova gibi kullandı ve durdurulmaz gözüktü. NBA’deki üçüncü sezonu yaklaşırken, ligdeki basketbol ilahlarının sayısı da giderek artıyordu. Davis kariyerinde ilk kez yalnızca kendisini durdurmak için kurgulanmış savunmalara karşı oynayacaktı. Artık post’ta önden savunuluyor, ikili oyunlarda peşine adam takılıyor, pota altında ikili sıkıştırma altında kalsın diye köşedeki takım arkadaşı boş bırakılıyordu. Rakip savunmacıyla sık sık baş başa kaldığı serbest atış çizgisinin köşelerinde, karşısındaki oyuncu artık bir adım geri atıp şutunu riske ediyor. Bu sezonki bir Lakers maçından sonra Kobe Bryant, Davis’e  şöyle seslenmiş: “O şutları sokmaktan başka çaren yok.” Oyuncu gelişimi antrenörü Kevin Hanson’ın tavsiyesiyle “o şutları” daha yukarıdan çıkarmaya başlamasıyla birlikte sokmaya da başladı.  Ancak bu konudaki başarısının çalışmayla olduğu kadar alışkanlıkla alakalı olduğunu unutmamalı. Anthony daha hook atmayı hayal bile etmezken bu şutları atıyordu zaten.

O günlerde kahramanı, şimdi D-League’de Reno Bighorns forması giyen St. Columbanus’un gediklilerinden Keith Chamberlain’di. Pelicans, 18 Kasım akşamı Kings deplasmanına çıktığında Chamberlain ve bir takım arkadaşı da iki saatlik bir yolculuğun ardından Davis’i izlemek için salonda yerlerini almışlardı. “Dördüncü çeyrekte skorborda bir baktık, 25 sayısı vardı. Farkında bile değildik. Öyle çok top tiplemiş, pozisyon tamamlamış; içgüdüleriyle, çabasıyla çok şey üretmişti. Parkedeki bütün meseleleri çözdüğü zaman yapabileceklerini düşünmek bile korkutucu.”

Davis, New Orleans’tayken ailesini çok özlüyor. Bu yüzden Sacramento’da kuzenini, bir hafta sonra da Pelicans’ın evinde ailesini görmek onu çok mutlu etti. Takımıyla bir kez daha Kings’in karşısına çıktı. Fakat bu kez dördüncü çeyrekte 25 sayısı yoktu. 4/12 saha içi isabetiyle 14 sayı üretip moral bozucu bir mağlubiyete seyirci kaldı. Sonrasında annesiyle babası oyuncuların aileleri için ayrılmış odanın hemen dışındaki salonda oğullarını bekliyordu. 1.87 ve 1.77 boyunda sıradan bir çifttiler. Genetik mühendisine kesinlikle benzemiyorlardı. Oğlunu sorduğumda Anthony Sr. kaşlarını kaldırarak şöyle dedi: “İnsanların onu Hakeem Olajuwon’la karşılaştırdığını duyuyorum.” Baba Davis gençken Chicago’da basketbol oynamış, her maçtan önce oğluna mesaj gönderiyor: “Eğlenmeye bak. Takım arkadaşlarını da işin içine kat.” Oğlunun serbest atışlarından memnun değil, oysa Anthony %80.4’lük isabet ortalamasıyla hiç de fena sayılmaz.

Biz bunları konuşurken, Davis nihayet soyunma odasından çıktı. Üstünde kapüşonlu tişörtü ve kot pantolonuyla çabuk adımlar atarak yanımıza yaklaştı. Sinirlerinin bozuk olduğu belliydi, hatta neredeyse öfkeliydi. O günkü sonuç sıradan bir sezon başı yenilgisinden öte bir anlam taşımıyordu ama Davis aile odasının önünden hızlıca yürüyüp gitti. Babası da onu durdurmadı ya da başardığı onca muhteşem şeyi hatırlatmak için uğraşmadı. Çünkü yıldız olmaya giden yolda acı çekmek de bir basamak. 10 yıl önce herkes Lebron James’in müthiş yeteneğini övmek için sıraya girerken, James’in o sırada tek derdi Cavaliers’in kaybettiği maçlardı. Beş yıl önce burnundan soluma sırası, takımı son dakikalarda kaybettikçe hiddetlenen Durant’e gelecekti. Bugün de o yük Davis’in omuzlarında. Bir yandan övgüleri kabul etmek, diğer yandan hayal kırıklarını hazmetmek zorunda. Pelicans zorlu bir konferansta ancak kaybettiği maçlar kadar kazanabilen bir takım. Davis bu gerçeği genç, yetenekli ve sevilen bir insan olduğunu düşünerek unutabilir. Ama büyük oyuncular asla böyle yapmaz.


Onlar yürür giderler.


Yazan: Lee Jenkins

Çeviren: Anıl Can Sedef & Niko Yenibayrak

22 Şubat 2016 Pazartesi 1 Comment

Jordan'ın Anı

Birazdan okuyacağınız yazı, ilk olarak 21 Aralık 1998'de The New Yorker'da yayınlanmıştır.

Bulls’un maçlarını oynadığı Chicago’nun ıssız mahallesi West Side’da bugünlerde yaprak kıpırdamıyor. Işıl ışıl parıldayan yeni arenaları United Center sanki ay yüzeyi gibi sessiz. Uzun milyonerlerle kısa milyonerler veya milyarderlerle milyonerler arasında çıkan bir problem sözleriyle tanımlanan, basketbolcularla takım sahipleri arasındaki anlaşmazlık yüzünden, işveren kısalar lokavt kararı aldı. Bu sebepten Noel öncesi oynanması gereken 12 maç iptal edildi. Bu kış 52’nci sezonuna başlayan NBA, baş döndürücü başarısının kurbanı olmuş durumda. Öyle ki son 20 yılda NBA oyuncularının maaşları yüzde 250 arttı. Lokavtın başlamasına sebep olan olay da yaklaşık bir yıl önce, Minnesota Timberwolves’un genç ve yetenekli forvet Kevin Garnett’in sözleşmesini 126 milyon dolar karşılığında yedi yıllığına uzatmasıyla yaşanmıştı. Anlaşmanın sorumlusu, Celtic efsanesi ve Timberwolves genel menajeri Kevin McHale ligin gidişatından ve kendisinin bu gidişattaki payından hiç memnun değildi: “Altın yumurtlayan bir tavuk bulduk, boğazına çöktükçe çöküyoruz.”

1 Eylül 2015 Salı Leave a comment

Futbol Elçisi: Didier Drogba

Biraz okuyacağınız yazı, ilk olarak  24 Mayıs 2010 tarihinde Sports Illustrated'da yayınlanmıştır.


Didier Drogba, gözlerini kapadığında Fildişi Sahili'nin yağmurlu günlerinde topraktan yükselen kokuyu; sıcak öğlen saatlerinde bulutlarla dolan göğün eşlik ettiği o toprak kokusunu hatırlayabiliyor. Hastane yaptırmak için bir arsa aldığı, doğum yeri Abidjan... 90 metrelik tasvirinin Johannesburg’daki en yüksek binadan insanları selamladığı, bu yaz düzenlenen Dünya Kupası’nın ev sahibi Güney Afrika...  Hatta, Meksikalı bir uyuşturucu baronundan bile daha fazla silahla korunduğu Angola’daki bu gözlerden ırak, toz içindeki yerleşke... Drogba’yı sürekli buralara, Afrika’ya geri getiren şey çocukluk hatıraları.

13 Ağustos 2015 Perşembe Leave a comment

Muhammed Ali'yle Rocky II'yi İzlemek

Birazdan okuyacağınız yazı, ilk olarak 31 Temmuz 1979 tarihinde Chicago-Sun Times gazetesinde yayınlanmıştır

Muhammed Ali’nin malikanesinde; maun ağacından yapılmış mobilyaların, mozaik camların ve nadide Türk kilimlerinin tam ortasındayım. Kocaman bir sivrisinek kulağımın dibinde vızıldayıp duruyor. Sert bir tokatla öldürmeye çalışıyor ama beceremiyorum. Sonra sinek diğer kulağıma geçiyor. Elimi bir kere daha havaya doğru sallıyorum ama kocaman bir boşluğu avlamaya çalışıyor gibiyim. Muhammed Ali kendi kendine gülümsüyor, evin merdiveninin kıvrımlarını inceliyor.

Bakışlarımı yeniden kapıya doğru çevirdiğim anda, sivrisinek tekrar saldırıya geçiyor. Bu sefer iyice dibimde, neredeyse saçımın içinde uçuyor. Bir hışımla ters tarafa dönmemle Ali hain hain gülmeye başlıyor.

30 Temmuz 2015 Perşembe Leave a comment

« Önceki Kayıtlar
Blogger tarafından desteklenmektedir.

İzleyiciler